üç günde kapadokya: son gün

 

Bu sabah çok heyecanlı uyandım. Tamam yataktan kazınmak suretiyle kalktım kabul, ama heyecanlıydım sonuçta:) Bugün büyük gün!

Balon kalkış alanına gitmek için 4’te otelin lobisine indik. Tur firmaları herkesi otelinden alıyor. Biz en uzakta olduğumuz için ilk alınıp son bırakıldık maalesef. Tüm Kapadokya’yı gezdik desem yeridir.

Önce bir yerde toplanıp ufak bir kahvaltı yaptık. Kahvaltı dediğime bakmayın Poğaça çay işte, maksat midemiz bulanmasın. Sabah namazını kıldık. Ardından, hava şartlarının uygun olduğu haberini beklemek üzere uyukladık. Çok rüzgarlı günlerde uçuş yapmıyorlar. Biraz korktum o bekleyiş esnasında ya uçamazsak diye. Çünkü gerçekten Kapadokya’da en çok yapmak istediğim şey balona binmekti. Elhamdulillah binebildik.

Hava aydınlanmaya başladığında haber geliyor ve tabir-i caizse koştur koştur servise binip alana gidiyoruz. Balonun şişip havaya kalkmasıni izlemek çok eğlenceliydi. O sabahın keskin soğuğunda balonu havalandıran ateşle tatlı tatlı ısındık. Balonlar ortalama 20 kişi alıyor. Tek tek biniyoruz ve nasıl olduğunu anlamadan havalanıyoruz.

Balonun ivmesi o kadar az ki hiçbir hareketi hissetmedik. Balonla uçmak asla korkutucu değil, çünkü siz birşey anlamadan alçalıp yükseliyor. Sizinle aynı anda gökyüzunde salınan balonları seyretmek işin en eğlenceli kısmı bence.

Uçuşlar ortalama 1 saat sürüyor. Bizimki iniş yerini ayarlayana kadar 1,5 saati buldu. Balonu önce yere indirdiler ardından bizi alacak servis ve balonun konulacağı kamyonet gelince havalanıp tekrar balonu yerine yerleştirdiler. En aksiyonlu kısım burasıydı. Tüm yolcular da benimle aynı fikirde olacak ki en çok o kısımda gülüp eğlendiler.

Balonu toplayıp yerleştirince bizlere sertifika verdiler. Anı olarak saklayacağız. Sonra çok sevimsiz bir şekilde alkolsüz gazlı elma suyunu patlatıp şampanya bardaklarında ikram ettiler. İçecek alkolsüz olsa da servis şekli bizi irrite ettiği için içmedik.

Uzun bir Kapadokya turundan sonra otelimize vardık. O kadar yorulmuşuz ki bir saat uyuyalım dedik. Sonra da toplanıp güzel otelimize veda ettik.

Son gün derinkuyu ve kaymaklı yeraltı şehirlerini gezdik. Gerçekten insan gezerken nefes nefese kalıyor. O merdivenleri nasıl yapmışlar, burada nasıl yaşamışlar akıl almıyor. Yerin 30 metre altında bile temiz hava akışı var. Yine de çok derine inildiği için Astımı olanlar kalp hastaları ve hamilelerin girmesi tavsiye edilmiyor. Başta hamilelerle ne alakası var demiştim ama gezince anladım. Duvarlar o kadar alçak ki iki büklüm yürüyorsunuz bazı yerlerde. Zaten ilerki aylarında bir anne adayı istese dahi gezemez.

Eğer yolunuz buralara düşerse Derinkuyu’nun oradaki gözlemecilerde benim için patlıcanlı gözleme ve nar suyu için. Gerçekten çok lezzetliydi. Bir de yine Derinkuyu’nun etrafında bez bebek satan teyzeler insanı çok rahatsız ediyorlar. Bir sürü teyze var ve almanız için o kadar çok ısrar ediyorlar ki anlatamam. Kendimizi zor kurtardık o derece.

Uçağa daha çok vaktimiz olduğu için Hacı Bektaş-i Veli türbesine gidelim dedik. Türbe ve etrafı çok güzel yapılmış. Girişteki medreseyi müze haline getirmişler. O zamanların kap-kacağı, yemek kültürleri, dersleri hakkında bilgi veriyorlar. Burada biraz vakit geçirdikten sonra havaalanına doğru yola çıktık.

Kapadokya’ya bir daha gelir misin diye soracak olursanız, hemen değil ama birkaç yıl sonra tekrar gelmek isterim. En azında hayatta bir kere de olsa görülmesi gereken bir yer olduğunu düşünüyorum. Daha önce bu kadar taşı, kayayı bir arada görmemiştim. Coğrafyası çok farklı bir bölge. Ülkemiz çok farklı güzellikleri bir arada barındırıyor. Bizler ne yazık ki bunun kıymetini çok bilemiyoruz. Umarım daha çok gezer daha çok tanırız bu güzel toprakları.

15 kasım 2016

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum yapabilmek için lütfen soruyu cevaplayınız. *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.