soğuk savaş oyunu: şah mat

şah mat

 1970’lerin Amerikası… 

  Rusya ile devam eden soğuk savaş dönemi.

  Babasız büyümüş bir çocuğun kendini santrançta bulması ve bu yolda ilerlemesi.

Bir biyografi filmi olan “Şah Mat” dan bahsetmeden önce Bobby Fischer’i tanıyalım. Bobby Fischer 1943’te Chicago’da  doğup Brooklyn’de büyüdü. Siyasetle ilgilenen annesinin, ablasıyla oyalanması için aldığı satranç oyunu onun için bir dönüm noktası olacaktı. Tüm zamanının santranç oynayarak geçiriyordu. 6 yaşında hayatındaki tek şeyin satranç olduğunu söyleyen Fischer 13 yaşındayken Amerika şampiyonu oldu. 15 yaşında ise en genç büyük usta ünvanını aldı.

    1972’de ünlü Rus satranç oyuncusu Boris Spassky’i yenerek dünya şampiyonu oldu. Paranoid Şizofreni hastasıydı. Rusların onu dinlediklerini ve öldürmeye çalıştıklarını düşünüyordu. Anne ve babası yahudi olduğu halde antisemitik (yahudi karşıtı) ve anti-amerikandı. Hatta 11 eylül saldırılarında şöyle bir açıklama yapmıştır; “Ne kadar güzel haber bu. Ben bu saldırıyı alkışlıyorum. Amerika ve İsrail yıllardır Filistinlileri öldürüyorlar, soyuyorlar; ama bunlar kimsenin umurunda değil. Şimdi iş tersine tepiyor… Amerika yeryüzünden silinmeli.”

    Amerika’nın çıkardığı tek dünya şampiyonudur. Satrançı Amerika’da meşur eden kişidir. Dünya Şampiyou olduğu 6. oyun hala gelmiş geçmiş en iyi oyun olarak kabul edilmektedir.  Amerikan vatandaşlığından atılmış ve İzlanda’ya sığınmıştır. 2008’de İzlanda’da vefat etmiştir.

     Şah mat, Bobby Fischer’ın çocukluğundan dünya şampiyonu olduğu kısma kadar kurgulanmış bir film. Akıcılık ve merak unsuru çok güzel sağlanmış. Bobby Fischer’in psikolojik durumunu çok iyi yansıttıklarını düşünüyorum. Çok zeki insanların hep bir taraflarının delidir. Baş kahramanımız da böyle. Satranç sadece bir oyun değil aynı zamanda bir silahtı bu dönem için. Ruslara karşı kazanılacak bu zafer, Amerika için çok önemliydi.

   Filmdeki tek eksiklik satranç hamlelerinin az gösterilmesiydi bence.  Oyundan çök oyuncuların ruh haline yer verilmişti. Özellikle son hamleler gösterilseydi çok daha zengin bir film olurdu. Yine de akıl oyunlarını sevenlerin sıkılmadan izleyeceklerini düşündüğüm bir film Şah Mat. Ruhsal durumu değişken bir kahramanımız olduğundan filmdenki nabız hiç düşmüyor. Kaprisli, şizofren bir dehanın iç yüzünü izlemenizi tavsiye ediyorum. 

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum yapabilmek için lütfen soruyu cevaplayınız. *