kardeş doğmak değil kardeş olmak 2

Camels-Sunsets

Eğer bu yazının ilk bölümünü okumadıysanız, sizi şuraya alayım.

Birkaç gün sonra Mona’dan gelen mesaj; ‘ eğer vize alabilirsem kardeşimle beraber düğününe geliyorum’ oldu. Nasıl tarif etmeliyim bilmiyorum. Şaşırdım, tabiri caizse mutluluktan havalara uçtum. Üç yıl önce umrede tanıştığı bir kızın düğünü için kalkıp Mısır’dan geliyordu. Düğün bahane gezmek şahane değildi. Sadece Peygamberimizin sünnetini uygulamak için davete icabet ediyordu. Bu Nasıl bir kardeşlikti?

Mısır’da ortalık karıştığı için sisi hükümeti Türkiye vizelerinde zorluk çıkarabiliyormuş. Günlerce dua ettik bir problem çıkmasın diye. Elhamdulillah sağ salim vize işlemlerini halletti. Ardından uçak ve otel işlemleri derken gelme günü geldi çattı.

Kına geceme iş yerinden izin alamadığı için katılamamıştı. Bende evde yapacağım geceyi onun geliş gününe ayarladım. En yakın arkadaşlarımı çağırdım ve çok samimi bir akşam geçirdik. Mona toplanacağımızı bildiğinden, gelirken bekarlığa veda için esprili gözlükler ve kartlar almış. Gerçi temamız daha farklı oldu bizim. Kızlar eğlencesinden ziyade uluslar arası ilim toplantısı gibi geçti. Monayla İngilizce sohbet edebiliyorduk ama daha iyi anlaşabilmek için Arap kökenli komşumuzu da davet ettik. Takıldığımız noktada bize yardımcı oldu Allah razı olsun. Zaten bir noktadan sonra Türkçe, İngilizce, Arapça, beden dili derken aynı dili konuşmaya başlıyorsunuz.

Yemek soframıza şahit olmanız lazımdı. Bir yandan Türk yemeklerini tanıtırken diğer yandan Türk düğünlerini konuşuyorduk. Mona bizim geleneklerimizi çok merak ediyordu. Bir ara nikahımızın kıyılıp kıyılmadığını sordu. Kıyıldığını söyleyince Peygamberimizin sünneti olan “barekallahu leküma ve bareka aleyküma ve cemea beynekuma fil hayr” duasını yaptı. Bizim toplumumuzda çok da bilinmeyen bir sünnet bu. Tevafuk, kına gecemde kısa bir sohbet eden çok değerli Dilek Hocam da bu duayı ve önemini anlatmştı misafirlerimize.

Beraber geçirdiğimiz iki gün gibi kısacık zamanda sünneti günlük hayatlarına çok güzel yerleştirdiklerini gördüm. Yemek adabı ve görgü kurallarına çok dikkat ediyorlardı. Sorduğu sorular, oturup kalkması, ahlakı, inceliği, zerafeti ve en önemlisi de kardeşliği… Bu ziyaret bana her anlamda çok şey kattı.

Düğünden önce sadece bir günümüz vardı beraber geçirmek için. Tüm anları beraber geçirmek istiyordum. Cuma sabahı buluşmak üzere oteline bıraktım Mona’yı. Ertesi sabah erkek kardeşi, annem, Mona ve ben birlikle cum’a namazı için Fatih Camii’ne gittik. Cum’a namazından sonra da Eyüp Sultan’a gittik. Mona Eyyub el Ensari hakkında pekçok şey biliyordu. Düğün günüm gibi arefesi de çok yağmurluydu. Yağmur’da sırılsıklam olsak da çok güzel zaman geçirdik beraber. Mona ve kardeşi Muhammed abi oruçlu olduğu için daha fazla yormadık ve Başakşehir’e döndük. Sonrasında Muhammed abi’yi hamama gitmek üzere babama teslim ettik.

Biz de Mona ile Elif yengemlerde bayan bayana iftar ettik. E tabi yengem yine döktürdüğünden bir sürü yemegi anlatmak durumunda kaldım Mona’ya. Bir de düğün telaşesinden olacak ki tüm bildiğim İngilizceyi unuttum. Artık Mona Türkçe anlamaya çalıştı. Bana da yazık, ertesi gün düğünü olacak bir gelinim ben. Çiğ köfteyi nasıl tarif edeyim? 🙂 Bana biiza diyordu, canım benim nasıl da özledim. Blogu okuduğunu biliyorum. I miss you so much dear Mona! Come again!

İftardan sonra beraber yeni evime geldik. Evi gezdikten sonra çok güzel dualar etti. Mona’ya türk kahvesi ikram edecektim ama evde yokmuş kahvemiz. Böyle olunce bende kahve fincanı hediye ettim. Böylece Mısır’a döndüğünde kendi yapabilecekti.

Her güzel şey gibi bu akşam da bitmişti. Artık Beyza gelin olacaktı. Hayatının en güzel 21 yılını yaşamıştı. Daha güzel olacak mıydı bilmiyordu; ama yeni bir hayata başlıyordu. Mutluydu, endişeliydi, heyecanlıydı… Herşey karmakarışıktı. O gece annesi ve kızkerdeşiyle uyuacaktı. -belki de uyuyamayacaktı.

Düğünüm Bursa’da olacağı için çok erken saatte kuaföre gitmek durumdaydım. -sabah 4 yeterince erken değil mi?- Her zamanki gibi bir tek annem yanımdaydı. Gelinliğimi giydirdi, yağmur çamur olmasın diye eteğimi topladı, kızına hayır dualar etti, moral verdi… Ben tam bir ‘gelin’ olup eve döndüğümde ise herkes düğün konvoyu için bizi bekliyordu. Mona’yı arkadaşlarıma emanet edip feribota yetişmek için koştura koştura çıktık yola. -eğer düğün günümü yazmaya başlarsam bitmez bu yazı, o yüzden konumuza geri dönelim-

Arap düğünlerinde bizdeki gibi ‘altın takma’ diye bir adet yok. Mona misafirlerin bana altın taktığını görünce çok şaşırdı ve gelip bana kızdı, neden bana sökemedin diye. Mısır’dan gelmiş olması yetmezmiş gibi birşey takmadığı için kendini mahcup hissediyordu. Düğünün sonlarına doğru konuşma yapmak istediğini söyledi. Çok duygusal ve güzel bir konuşma yaptı. Bizi ne kadar sevdiğini, onu evinde gibi hissettirdiğimizi, kardeşliğimizi anlattı. Bu iki gün bizim için çok büyük şeyler ifade ediyordu.

Düğünden sonra ben ilgilenemesemde annem ve kız kardeşim gezdirdiler Mona’yı. Balayından döndüğümüz gün Mona da Mısır’a geri dönüyordu. Eşyalarımızı eve bırakıp hemen havaalanın yolunu tuttuk. Göz yaşları içinde uğurladık onları. Giderken Ahmet Enes’e sıkı sıkı tembihledi ‘Beyza ile Mısıra gelin’. Anne Kavser, biiiza, mohammed, iliif… hepimizi ülkesinde misafir etmek istiyordu.

Sevgili kardeşim Mona,

Bana kardeşlik yaptığın için, herkesin kendi için yaşadığı şu dünyada sevincime sevindiğin, üzüntüme üzüldüğün için, yakınımda olup uzak kalanların aksine Mısır’dan düğünüme geldiğin için, samimiyetin, muhabbetin, ve bana verdiğin sevgi için sana çok teşekkür ediyorum. Rabbim seni arşın gölgesinde gölgelendirip, Firdevs cennetinde ağırlasın. Her şey gönlünün güzelliğince olsun, Amin!

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum yapabilmek için lütfen soruyu cevaplayınız. *