kardeş doğmak değil; kardeş olmak!

Pyramids of Giza at sunset, Cairo, Egypt
Pyramids of Giza at sunset, Cairo, Egypt

‘‘Allah’ın kulları arasında bir grup var ki, onlar ne peygamberlerdir ne şehidlerdir. Üstelik Kıyamet günü Allah indindeki makamlarının yüceliği sebebiyle peygamberler de, şehidler de onlara gıpta ederler.’’

Orada bulunanlar sordu: ‘‘Ey Allah’ın Rasulü! Onlar kim, bize haber ver?’’

‘‘Onlar aralarında ne kan bağı, ne de birbirlerine bağışladıkları mal olmadığı halde, Allah’ın Ruhu (Kuran) adına birbirlerini sevenlerdir. Allah’a yemin ederim, onların yüzleri mutlaka nurdur. Onlar bir nur üzeredirler. Halk korkarken, onlar korkmazlar. İnsanlar üzülürken onlar üzülmezler.’’ (Kütüb-ü Sitte, c.10, No: 3345)

Yasemin kokuyordu gece, aydınlıktı gök ve ılık bir rüzgar esintisi karışıyordu nefesimize… Yıllardan 2013 , aylardan mayıs… Harem-i Şerif’te, bir regaib gecesine tevafuk etti Mısırlı kardeşim Mona’yla tanışmamız.

Her zamanki gibi grubumuzdan ayrılmış Altınoluğun karşısında tek başıma namaz kılıyordum. Selam verdiğim zaman nazikçe yaklaştı yanıma. Dirseklerimi yere yanlış koyduğumu hem İngilizce hem de Arapça hadislerle açıkladı. Emr’i bil ma’ruf, nehy’i ani’l münker yaptı, bire bin ecir verilen o şerefli beldede.

Ardından hasbihal etmeye başlıyoruz. Bazen ingilizce bazen arapça cümlelerle sohbet etmeye çalışıyoruz. Tıkandığımız anlarda ise işaret diline başvuruyoruz. Ailelerimizden, oturduğumuz yerlerden konuşuyoruz. Arada annesi sorular soruyor bana. Tayyip Erdoğan’ı çok sevdiklerini ona hep dua ettiklerini söylüyor. Elindeki tavaf tesbihini hediye ediyor. Ben de çantamdakini ona veriyorum. Mona’nın annesi çok seviniyor bu hediyeme. Türkiye dediğinde gözlerinin içi parlıyor. Bizleri ne kadar çok sevdiğini bir kez daha anlıyorum.

Mona uluslararası ticaret mezunu, aynı zamanda İslami ilimler okumuş Mısır’da. Çalışan biri olmasına rağmen dağarcığındaki hadisler beni çok şaşırtıyor. Malum ülkemizde üniversite okuyan kızlarımızın büyük çoğunluğu İslami ilimlere hiç vakit ayırmıyor. Ne acı ki farz ilimleri bile yarım. Diploma peşinde heder olup gidiyorlar. Ama Mona hem çalışıp hem de Kur’an ezberi yaptığını anlatırken hafız olmak istediğini de ekliyor cümlesine. Ben de hafız olduğumu söylüyorum. Aramızdaki sıcaklık biraz daha artıyor.

Ne kadar süre sohbet ettik hatırlamıyorum. Sonrası hediyeleşmeler, numaraların verilmesi ile devam ediyor. Ayrılırken hatıra fotoğrafı çektirmeyi de ihmal etmiyoruz. O an bir burukluk kaplıyor içimizi. Tekrar buluşabilmek duasıyla vedalaşıyoruz.

Mona işte o gün bugündür hep mesajlar atar bana. Hiç unutmaz Beyza kardeşini.

Asıl hikayemiz ise daha yeni başlıyor. Dedim ya sık sık mesajlaşıyoruz Mona’yla. Mutluluklarımızı, üzüntülerimizi aramızdaki mesafelere aldırmadan paylaşıyoruz. Kimi zaman mesajlaşmak yetmiyor, görüntülü de konuşuyoruz. Mesafeler kalbimizdeki sevgiyle yok oluyor. 

Nişan haberimi verdiğim zaman çok sevindi Mona. Dualarını hiç esirgemedi. Her aşamada sevincimi paylaştı. Adetlerimizi tek tek sordu Davetiyelerimiz basıldığı zaman hemen Mona’ya gönderdim. Bir kaç gün sonra eğer iş yerinden izin alabilirse düğünüme gelmek istediğini yazdı. Nasıl yani dedim. Açıkçası böyle bir cevabı hiç beklemiyordum. Mona, Mısır’dan sırf benim düğünüm için gelecekti. Böyle bir şey olabilir miydi gerçekten? Düğünümüz Bursa’da olduğu için Istanbul’dan gelmeyecek olan pek çok akrabam varken o bunu yapacak mıydı? 

*devamı gelecek…

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum yapabilmek için lütfen soruyu cevaplayınız. *