bir uludağ macerası

uludağ-3

  Annemler uzun zamandır Bursa’ya, eşimin ailesini ziyarete gitmek istiyordu. Geçtiğimiz hafta sonu bir fırsatını bulunca hep beraber gidelim dedik. Cumartesi günü kahvaltıya davetli olduğumuzdan, sabah namazına mütakip çıktık yola. Güzel bir kahvaltı sofrasında hasret giderip sohbet ettik. Ardından Uludağ için hazırlanmaya başladık. Eldivenler, içlikler, atkılar… Bizi sıcak tutan ne varsa kat kat giyindik. Artık zorlu kar mücadelelerine hazırdık.

  Uludağ’ın yolları çok virajlı. Döndükçe arttı manzaranın güzelliği. Döndükçe bembeyaz karlarla çevrenlendik. Ve nihayet ulaştık zirveye. Ama umduğumuzu bulamadık. Abartmıyorum semt pazarına gitmişçesine çılgın bir kalabalık vardı. Arabayı koyacak yer bulmak imkansız, insek bile kayaklı insan yoğunluğundan yürümek mümkün değil. Hal böyle olunca aşağılara inelim dedik.

  Yolda giderken, hiç ayak basılmamış geniş bir yer çarptı gözümüze. Hemen durup tertemiz karlara karıştık. Hava temiz ve yağışsız. Başladık kar topu savaşlarına. Ben, en büyük darbeyi eşimin babasından yani Mehmet babamdan yedim. Çok sevdiğinden olacak ki benden başkasını görmedi gözü.  Darmaduman oldum 🙂 Kızkardeşim Elif ise her zamanki gibi olayları spiker edasıyla anlatıp espirileriyle neşelendirdi ortamı. Annelerim ise kenardan bizi seyretti.

  Kendi babam da beni kendine hedef almaya karar vermiş olacak ki karşılıklı ateş altında buldum kendimi. Bir ara hedeften şaşmaya başladı babam.  Yoldan geçen bir polis arabası megafonla babama “ıskalama” diye uyarı verdi. O an hepimiz kısa bir şok yaşadık. Ardından olayı anlayıp gülmeye başladık. Güzel anılar kutumuza bir yenisi daha eklendi. 

  Karlarla mücadeleden yorulduğumuz zaman, sarı alana inmeye karar verdik.  Burda camii, belediyenin kiraya verdiği çok güzel evler, ufak tefek dükkanlar ve sucuk ekmek yapan büfeler var. Ben aralık ayının sonunda teleferikle gelmiştim. O zaman hiç kar yoktu, ama çok keskin bir soğuk vardı. Yarım saat durup aşağıya inmek zorunda kalmıştık.

IMG_0838s

  İlk önce ikindi namazı için camiye gittik. Bizimle aynı anda bir izci grubu geldi. 10-15 yaşlarında çocuklar selam vererek geçiyorlardı yanımızdan. Maşallah dedim, böyle çocuklar yetiştirildiğini görmek biraz daha umut veriyor insana. Sayıları artsın, ilerde temiz bir neslimiz olsun, Amin! 

  Camii çıkışında biz gençler yürümek istedik. Yolda o izci çocuklarla tekrar karşılaştık. Kardan iglo ve yer altında mağara yapmışlardı. 

Yeri gelmişken geçmiş yıllarda kardeşlerimin içine dert olan bir anımızı anlatmak istiyorum. Erzincan’da atv kiralayıp ergan dağına çıkmıştık. Babam sırayla bindirecekti hepimizi. Ama biz karı görelim diye çok zaman harcamış, akşamı etmiştik. Elif ve Emin binememişti. O gün bugündür onu söyler dururlar. Ablam bindi biz binemedik diye. Bu gezide eminle eşitlendik. Kar motoruna bindi. Bindiği şeyin adını bilmediğimden kar motoru dedim. motorlu kızak tarzı bir şey. Sarı alanda kiralıyorsunuz ve 10 dakika karda gezebiliyor çocuklar. Elif binemedi çünkü sadece çocukları taşıyabiliyormuş. Darısı Elif’in başına diyip bu konuyu da burda bağlamış olayım.

  Muhammed Emin orda motora binerken Elif’in gözüne elma şekeri ilişmiş. Yemeği seven kardeşim benim, durur mu? Hemen aldı bize. Yanlış hatırlamıyorsam en son lise 2 ‘de yemiştim. Bayrampaşa’da Sosyaldoku’da okurken alırdık kızlarla. Eskiye döndüm, güzel anılarım geldi aklıma. Elma şekerlerinin hepsi lezzetli olmuyor. Şansımıza çok da lezzetliydi. Hatta o kadar ki fotoğrafını çekemeden yemiş bulunduk.

Her ne kadar kara hazırlıklı gelmiş olsakta bir süre sonra üşümeye başlıyor insan. Muhammed Emin’in kar turu bitince daha fazla dayanamadık ve güzel gezimizi sonlandırdık. Ama daha haftasonu bitmemişti. acaba pazar günü neler yapacaktık?

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum yapabilmek için lütfen soruyu cevaplayınız. *