berberlik sanatı

 

berberlik-sanatı2

Nerede o eski günler diye başlasam mı bu yazıya? Yaşım tutmaz belki eski günler diye yad edilen, mahalle hayatının yaşandığı, komşuluğun kıymetli olduğu, herkesin işinin hakkını verdiği, emeğin değerinin verildiği o güzel zamanları hatırlamaya. Ama herkesin kendine göre bir eskisi vardır. Benim eskim de çocukluğum, babaannemlerin sokağı, anneannemlerin kuzuluğu, bayramda kapı kapı dolaşıp topladığımız şekerler ve daha niceleri.

Küçük bir kız çocuğuyken babamla gezmeyi çok severdim. Gerçi büyüdüm şimdi daha çok seviyorum. Onun peşi sıra gider, sessiz sessiz ( bu kısma inanmayın tabi ki, bıdı bıdı sorular sorarak) takip ederdim. Böyle gezilerin son durağı bazen berber olurdu. Hatıramda kalan Sultanahmet’ten iş dönüşü uğradığımız Fatih’te Altın Tarak adında güzel bir mahalle berberiydi.✂️✂️✂️ Tık tık tık diye saçın o ahenkli kesilişini izler, berber Metin abiyle babamın muhabbetlerini dinlerdim. Traştan sonra sürdükleri o mentollü koku dahi hala burnumdadır. 

Şimdi herşey gibi berberlik mesleği de ruhunu kaybetmiş durumda. Halbuki eskiler için mühim bir konuydu. Öyle her berbere gidilmezdi. Herkesin alıştığı berber kimse onu bekler, gerekirse randevuyla giderdi. O koltuğa uzanan herkes eşitti. Tüm forslar, statüler berberin elindeki makastaydı. Memleket meselelerinden tutunda, gençliğin haline, yan komşunun dertlerine kadar her konudan dem vurulurdu. Erkeklerin özeliydi berberler, alışkanlıktı, bağlılıktı. 

Rivayete göre Peygamber Efendimizin traşını Selman’ı Farisi yapmıştır. Bu yüzden de osmanlı döneminde berberlerin kapısında şu beyit yazarmış;  Her sabah besmeleyle açılır dükkânımız, Selmânı Fârisîdir, pîrimiz, üstâdımız.

berberlik-sanatı3

 

Berbere gitmeyi severdim sevmesine de öyle sık sık gittiğimi düşünmeyin. Berber boşsa girerdik ancak. Sonra aradan yıllar geçti. Bu sefer de eşimle gitmek nasip oldu. Gittim dedimse  denk geldi diyelim. Tatilimizin son gününde Kalkan sahilinde akşam yürüyüşü yapmıştık. Eve dönerken bi baktık ki yılların eskitemediği tarihi bir berber. Eşim, gidelim de İstanbul’a hazırlık olsun dedi. Büyükler ziyaret edilecek sonuçta. Benim de canıma minnet, bir daha nerde bulacağım bu fırsatı.

1986 yılında açılmış 30 yıllık, küçük, sıcacık bir dükkan. İsmi, cismi yok, camında kuaför yazıyor sadece. Kapısının önünde sıra bekleyenler için 4 tane sandalye koymuşlar. İçerde sadece iki müşterilik yer var. Duvarlar lambri ile kaplanmış, çekmecelerin içi ise gazete kağıdı. 

Sadece dükkanı değil berberlik sanatını da saklı tutmuş sahibi. 3 farklı makine kullandı. Hepsi zamana meydan okumuş eski makineler. Milimetrik hesaplar yaptı. Her bir makineyi farklı bir alana uyguladı. Doğal dursun diye ensenin üstünü de kat kat kısalttı. Ense düzlüğünü tekrar tekrar kontrol etti. ense traşı böyleyse saç traşını tahmin bile edemiyorum. İzlerken nasıl keyif aldım anlatamam. Hatta eşime dedim ki, ben erkek olsam iki günde bir berbere giderim 🙂 ama İstanbul’da böyle yapmıyorlarmış. Usturayı vurup gönderiyorlarmış.

Televizyonda Bursaspor maçı vardı. Eşim de Bursalı olunca biraz maç muhabbeti oldu haliyle. İlgimi çekmediğinden bende fotoğraf çektim bu sırada. Traşın ardından masaj yapmaya başladı. Videoya alayım dedim, yok bitmiyor masaj. Ben izlerken rahatladım, o derece. Ense traşı deyip girdik, bir saatten fazla kaldık o güzel dükkanda. 10 dakikada da bitirebilirdi işini, ama yapmadı. Berberin yaşı genç olsa da işi eskiydi. Eski olan güzeldi, anlamlıydı. Keşke yaşatıp, yaşamaya devam edebilseydik🎈

berberlik-sanatı

 

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum yapabilmek için lütfen soruyu cevaplayınız. *